|
BASINDAN
YANSIMALAR
HEMEN TIKLA |
Amacım, bir aydın
hassasiyetiyle ülkemizde yaşanan olumsuzlukları sizlerle paylaşmak,
birikim ve tecrübelerden yararlanarak; kutuplaşmaların ve gerilimin
önüne geçmeye katkıda bulunmaktır.
Kabul etmek gerekir ki ülkemiz; ideolojik kutuplaşmalardan çok
çekmiştir. Türkiye; yetişmiş insan gücü başta olmak üzere üretime,
kaliteye, büyümeye özetle ülkemizi muasır medeniyetin ötesine taşıyacak
insan veya kadrolardan yeterince yararlanamamaktadır. Dahası neredeyse
sistematik bir biçimde oluşturulmuş bu kesimler, bir değer üretmek için
harcaması gereken enerjisini, değerini yok etmek için kullanmaktadır. Ve
ne yazık ki bu paradoksal çıkmazın aktörleri yaptıkları işle bir değer
ürettiklerini zannetmekte ve oluşan bu ters ilişki sürüp gitmektedir.
Samimi inancım odur ki bu husus açıklığa kavuşturulmadığı takdirde
Türkiye patinaj yapmaya, kan kaybetmeye tanım yerindeyse devam
edecektir.
Bu itibarla ülkemizdeki çatışma eksenlerinin, gerilime neden olan
hususların entelektüel ve akademik düzeyde tartışılmasında zorunluluk
var diye düşünüyorum. Bu kitabın hazırlanmasında ve yayınlanmasında
birinci amaç bu hususa katkı sağlamaktır. Bu niyetle;
- Din–Siyaset
- Din–Devlet
- Din–Laiklik gibi temel konuların yukarıda ifade ettiğim düzeyde ama
cesaret gösterilerek tartışılmasında yarar vardır.
Bilgi birikimim ve Türkiye pratiğindeki tecrübelerden yaralanarak bu
tartışmayı tetiklemek istedim.
Çok partili dönem ve özellikle son otuzbeş yıllık pratik göstermiştir ki
din siyasetin faaliyet alanı olarak görülünce, başta dindarlar olmak
üzere bu eksende siyaset öngörenler ve bu siyasi hareketi oylarıyla
destekleyenler sürekli bedel ödemektedirler. Kabul etmek gerekir ki
siyasi faaliyet bedel ödemek veya ödetmek için değil, hizmet etmek için
öngörülmelidir. Keza bedel ödeyenler yukarıda ifade edilenlerle sınırlı
kalmamakta bütünüyle ülkemiz ve insanlarımız da bedel ödemektedir.
Gerekçe ne olursa olsun ülkeye ve topluma hiç kimsenin bedel ödetmeye
hakkı yoktur. Ülkemiz bu girdaptan kurtuldukça veya kurtarıldıkça
sıçrama yapacak ve gerçek huzuru ve büyümeyi yakalayacaktır.
Dinin siyasetin faaliyet alanı olarak görülmemesinden başka, devletin de
ele geçirilmesi gereken bir organizasyon olarak düşünülmemesi
gerekmektedir. Siyasetin devleti ele geçirmenin veya dindarlaştırmanın
bir aracı olarak öngörülmememsi gerekir. Siyaset, hangi dini inanç veya
felsefi düşünceyle öngörülürse öngörülsün siyasetin nihai ve tek amacı
ülkeye ve topluma hizmet olmalıdır.
Siyaset kurumlarıyla devlet çatışma halinde olunca güçlü olan devlet
kendisine karşı olduğuna inandığı siyasi hareketi bertaraf etmeye
çalışmakta ve ülke adeta bir kapatılan partiler mezarlığına
dönüşmektedir. Ve gerilim süreklilik arzetmekte. Ve rejim
yıpranmaktadır.
Bu kitapla din-siyaset, din-devlet, din-laiklik konularının analiz
edilerek dindarlar bakımından olması gerekenlere ışık tutulmaya
çalışılmıştır. Bana göre siyasetin faaliyet alanı adalet ve ahlaktır.
Kanaatim odur ki din siyasetin faaliyet alanı olarak öngörüldüğü
taktirde çatışma sadece devletle o siyasi hareket arasında gibi görünse
de inancım odur ki ihtilaf daha derin ve korkutucu boyutlardadır.
Afganistan’daki taliban hareketi ile ülkemizdeki hizbullah vahşetini bu
anlamda iyi değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Dini referans aldığınızda yapamayacağınız hiçbir eylem yok demektir.
Esasen din hiç bir yanlış eylemin referansı veya aracı olamaz. Çünkü hiç
bir ilahi din yanlışa cevaz vermez. Ama ne yazık ki pratik bir çok
yanlışla doludur.
Hz. Ali ile Muaviye arasındaki ihtilaf veya devletin bekası denerek
tarihte yaşanan kardeş katliamları din adına veya din referans alınarak
yapılmıştır.
Korkarım bu geleneksel inanışa göre mesela Refah Partisinde meydana
gelen ihtilaf Refah Partisinin geleneksel siyaset anlayışına göre
fitnedir ve belki de bu ihtilafı (fitneyi) çıkaranların katli gerekir.
Din eksenli siyasetin buralara kadar varan sonuçları olabileceği geçmiş
tecrübelerle de sabittir.
Yakın zamanda İstanbul’daki Sinagoga yapılan intihar saldırısında emri
verenin kelimeyi şahadet getir ve düğmeye bas demesi korkutucu ve
ürkütücü olmakla beraber bir başka çıplak gerçeği ortaya koymaktadır. Bu
katliamı gerçekleştirenler kendilerine inandıkları dinin cennet
vaadettiğini sanmaktadırlar.
Bu olay bile başlıbaşına göstermektedir ki dini, ideolojilerin veya
siyasetin faaliyet alanı veya aracı olarak aldığınızda nerelere
varacağınızı kestirmek mümkün olamamaktadır. Ayrıca din; devletin bir
niteliği, olarak da alınmaz ve alınmamalıdır. Din insanlar içindir.
Laiklik devletin, din ise insanın niteliğidir. Ve tecrübeler
göstermiştir ki devletin laiklik niteliği mutlaka güçlendirilerek
yaşatılmalıdır. Herkes bu gerçeği kabul ederse inanıyorum ki
uygulamadaki tartışmalar da yerini toplumsal huzura ve barışa
bırakacaktır. Ortak payda demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti
olmalıdır. Bu kabul kimseyi dinden çıkarmaz. Laikliğin din karşıtlığı
veya dizsizlik olmadığı tartışmasızdır. İhtilaf laikliğin din düşmanlığı
gibi uygulanmasından ve dinsizlik olarak ele alınmış olmasından
kaynaklanmaktadır. Her iki kesimin bu istismarına evrensel nitelikli
uygulamalarla son verildiği taktirde tartışma ve ihtilaf da
kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Korkarım bu ihtilafı sürdüren ve uygulamalarıyla besleyenler, bir
ideolojinin yaşatılması ancak karşıt ideolojinin varlığıyla mümkündür
teorik gerçeğinden hareket etmekte ve bu yolla sürdürülen kavgayı ve
ihtilafı oya tahvil etmek ve kendi iktidarlarını sürdürmek için
kullanmaktadırlar. Kanaatimce artık vatansever herkesin bu bayatlamış ve
modası geçmiş oyunun sona erdirilmesi için kafa yorması gerekmektedir.
Artık aydınımızın çatışmayı ve kavgayı öngören kendi ezberini bırakıp,
oynanan bu oyunun sona erdirilmesine, çaba göstermesi gerekir. Tabir
yerindeyse bu oyuncağın tarafların elinden alınması zamanı gelmiş ve
geçmiştir.
Bu bağlamda Sn. başbakanın din endeksli siyasetin yanlışlığına yaptığı
vurgu ve merkeze başlattığı yürüyüşünün desteklenmesi ve sağlam zemine
oturtulmasında hepimizin yararı ve çıkarı var diye düşünüyorum.
Sn Başbakanın başlattığı bu yolculuğun herkesi inandıracak bir donanımla
ve ısrarla sürdürülmesi gerekir. Yakalanan siyasi istikrarın devamı ve
güçlü kılınması amaçlanıyorsa ancak bu yolda sürdürülecek ısrarla
mümkündür kanaatindeyim.
Sn. başbakan “milli görüş gömleğini çıkardım” beyanında bana göre demek
istiyor ki, geçmişte yaptığımız din eksenli siyaset ve laiklik karşıtı
siyaset anlayışı yanlıştı. Bana göre bu önemli bir adım. Sn. başbakanın
ikinci adımı da atması ve laikliğin devletin niteliği olarak mutlaka
korunması ve yaşatılması gerektiğini, Türkiye diğer Müslüman ülkelerden
iki adım önde ise bunu demokrasiye ve laikliğe borçlu olduğunu hiç bir
tereddüde mahal bırakmayacak bir açıklıkla ve kararlılıkla ifade
etmelidir. Ve Sn başbakan bu ve benzeri beyan ve duruşlarıyla geçmişte
din eksenli siyasete gönül vermiş kitlelerin dönüşümüne de katkı
sağlamalıdır.
Aklı başında hiçbir Müslümanın demokrasiyle ve laiklikle bir probleminin
olamayacağını tam bir kararlılıkla ifade ediyorum. Bu tespit ve
değerlendirme aydınımız bürokrasi ve medya tarafından yine tam bir
kararlılıkla desteklenmelidir. Ülkemizin çıkışı buradadır. Ve Sn. Tayyip
Erdoğan’la yakalanan bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.
Sn. Başbakan bu ve benzeri beyanda bulunmaktan siyaseten de bir
çekingenlik göstermemelidir. İnanıyorum ki bir çok ilahiyat otoritesi ve
halk tarafından da bu beyan ve siyasi tavır desteklenecektir.
İşte benim bir aydın hassasiyetiyle yapmak istediğim budur. Sn.
başbakanının attığı adımın ötesine geçmek, desteklemek, ülkemizin ve
insanımızın önünü açmaktır. Kim ki bu samimi arayışı özellikle din adına
cevaplamaya ve karalamaya kalkarsa söyleyeceğim şudur ki kimse kendi
saltanatını millete din diye satmasın. Ve milleti ve samimi inanan
insanları Allah’la aldatmasın.
Bana göre 28 Şubat’ın asıl amacı 54. Hükümeti görevden uzaklaştırmaktır.
İrticai tehdit ve bir kısım provakatif eylemler, hükümetin görevden
uzaklaştırılması için bir araç olarak kullanılmıştır.
Benim rahatsızlığım yanlış din anlayışı ve uzun mücadelelerden sonra
yakalanan iktidar imkanının duygularımıza yenik düşerek heba edilmiş
olmasıdır.
Aklın ve mantığın yerini duyguların ve bana göre yanlış İslam
anlayışının almış olmasıdır.
Aklı yalanlayanların İslamı yalanlamış olacakları gerçeğinin göz ardı
edilmiş olmasıdır.
Saltanatı din diye kabul edenlerin saltanatına da Laiklik elden gidiyor,
şeriat geliyor diyenlerin saltanatına da son vermeye ne dersiniz. |